SporOla!
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Halat Çekme Oyunu
Kalabalık pikniklerin en eğlenceli oyunlarından biridir. Eşit sayıdaki iki takımın karşılıklı durarak bir halata tüm güçleri ile asılarak, karşılarındaki takımı kendilerine doğru çekme mantığına dayanan bir oyundur. Hele oyunu kazandığınızda, karşı takımın yere yuvarlanmasını seyretmek büyük keyif verir. Peki piknikte arkadaşlarınızla beraber bu oyunu oynarken olimpik bir spor yaptığınızın farkında mısınız? Evet doğru duydunuz olimpik bir spor. Halat çekme 1900'den 1920 ye kadar olimpiyatlarda altı kez yer almıştır. Antwerp'teki 1920 Oyunları, Olimpiyatlardaki en son halat çekme yarışına sahne olmuş ve müsabaka sonucu Büyük Britanya üst üste ikinci altın madalyasını kazanmıştır.
Farklı Düşün, Fenomen Ol!
Benim bu konu ile anlatacağım ise bu sporu yapanlardan biri olan Dick Fosbury hakkında. Uygun fiziğiyle lise yıllarında atletizme merak salan Fosbury, antrenörlerinin uzun bacakları dolayısıyla uzun atlamaya yönlendirmesi üzere bu spora başlar. Genç atlet sırıkların üzerine sanki uçarcasına atlarken, antrenörleri nasıl bir efsaneyi çalıştırdıklarının bilincinde miydi acaba. Fusbury üniversite de Yüksek atlamaya devam etti. 1968 de Üniversiteler arası yapılan şampiyonada birinci oldu. Artık sıra aynı sene Meksika'da yapılacak olan olimpiyat oyunlarına gelmişti. Antrenmanlarında uzun zamandır üzerinde çalıştığı bir şey vardı. Farklı bir atlama stili... Bunu görücüye çıkarmak için olimpiyatlardan daha iyi bir yer olmazdı herhalde.
Olimpiyat stadına çok heyecanlı bir yarışma yaşanmaktadır. Hem kendi ülkesinden hem farklı ülkelerden atletlerle kıyasıya bir mücadele geçmektedir. Sovyet rakibi sırığa doğru koşar sol ayağının üzerine sıçrayıp sağ ayağını sırığın üzerinden geçirip minderin üzerine yuvarlanır. Sıra Dick'tedir. Hazırlığını yapmıştır, başlama noktasında ileri-geri sallanarak konsantre olurken bir anda koşmaya başlar, sırığa yaklaştıkça, minderin diğer tarafına düştüğünde, ya yaptığı saçma hareketten dolayı rezil olacaktır ya da dünya bu geliştirdiği yeni tekniğin başarısını konuşacaktır. Kendini minderin üzerinde sırt üstü yatarken bulur. Evet, başarmıştır. sırık hala yerindedir, Fosbury ise minderde...
10 Temmuz 2012 Salı
Bisikletten Efsaneye


1942 yılının 17 Ocak günü, tabelacı Marsellus’un bir oğlu gelir dünyaya. Bu yeni doğan bebeğe Cassius adı verilir. Yoksul bir semtte büyüyen Cassius'un babası Marsellus ailesini zorlukla geçindirmektedir. Her çocuk gibi Cassius'un da bir hayali vardır bir "Schwinn bisikletli". Bu bisiklet sadece Cassius'un değil o dönemdeki tüm çocukların hayalidir. Chicago’da üretilen Schwinn bisikletleri, 1895 yılında, bir Alman göçmen Ignaz Schwinn tarafından üretilen bisikletlerin çoğu da çocukların hayallerinde kalırdı. Son derece pahalı bu bisikletleri yoksul ailelerin oturduğu semtlerin sokaklarında görmek olanaksızdı. Tabelacı Marsellus, 12 yaşına giren oğluna aldığı armağan ile evlerinin bulunduğu sokağa girdiğinde, çocuklar da ardına takılır. Çünkü, Cassius’un armağanı bir Schwinn bisikletidir! Ama Kentucky’de, yoksulların yaşadığı bu semtte bir Schwinn bisikletinin ömrü çok olmamıştır. Cassius’u karakolda hıçkırarak bisikletinin çalındığını polis memuru Joe Martin’e şu sözlerle “Eğer o hırsızı yakalarsam kimse elimden alamayacak. Onu sabaha kadar kırbaçlayacağım!” Martin, çocuğun hayatını değiştirecek bir teklif sunar: “Bak evlat, benim bir boks salonum var. Oraya git ve boks öğren. Hırsızı yakalayınca da kırbaçlamak yerine bir güzel pataklarsın.” 1960′da, Roma Olimpiyatları’na katılacak ABD boks takımı seçmelerinde görürüz, 18 yaşındaki Cassius’u. Olimpiyat takımına seçilse de buna sevinemez. Çünkü, Cassius uçaktan çok ama çok korkmaktadır. Hayatının bu en önemli spor organizasyonuna katılmak istese de uçak korkusu onu nakavt eder ve takımdan çekilir. Ne var ki, onun dünyanın en iyi boksörü olacağına inanan antrenörleri sabah akşam dil dökerler kapısında. Sonunda Cassius, uçağa binmeye ikna edilir. Ama bir şartla...
ABD boks takımını Roma’ya götüren uçakta tüm sporcular koltuklarını arkaya yatırmış şekilde uzun yolculuğu dinlenerek geçirirken içlerinden biri uçağa bindiği ilk andaki gibi dimdik oturmaktatadır. Şartı gerçekleşen Cassius’tur sırtında uçağa binmek için ortaya sürdüğü şart, yani paraşüt takılıdır! Roma’dan altın madalyayla dönen Cassius, 1964′te hayatının en önemli maçlarından birine daha çıkar. Rakibi, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Sony Liston’dur. Bu maçı da kazanan Cassius Clay, 1975′te Müslüman olmaya karar verir ve adını Muhammet Ali olarak değiştirir!. Bir Amerikan askeri olarak Vietnam’a gitmeye karşı çıkan Muhammet Ali’nin elinden unvanı alınarak hapse atıldığında yer yerinden oynar. Protestolar karşısında çaresiz kalan Amerika, geri adım atmak zorunda kalır. Bu olay, dünya barışı adına Muhammet Ali’nin kazandığı en önemli maçtır. Ne yazık ki, onun bu tavrını Amerika’nın Irak işgali sırasında anımsayan çok azdır. O gün o çocuğun bisikleti çalınmasa, belkide Muhammet Ali efsanesi hiç yaşanmayacaktı. Dünya'da kaç tane hırsızlık olayı, bir efsanenin doğuşuna neden olmuştur acaba...
6 Temmuz 2012 Cuma
Futbol Vahşeti!
Aslında bu oyunun temellerinin bu kadar insancıl olmadığını söylesek şaşırır mıydınız?
Güney Amerika'da Meksika topraklarında M.Ö. 600 lü yıllarda Maya uygarlıkları tarafından topla oynanan bir oyun... Meksika’nın Yucatan yarımadasında arkeologlar 500’ü aşkın oyun sahası buldular. Maya halkı top oyunlarına çok meraklı olduğu belliydi. Bu oyun, topa kafa, diz ve omuz darbeleriyle vurarak duvarda dikey olarak duran çemberin içinden geçirilmeye çalışıldığı bir oyundu. Takımlar genelde, farklı maya yerleşmeleri arasından seçilmiş savaş esirlerinden oluşan oyunculardan oluşurdu. Kaybeden takımın tümü yada sadece kaptanı Tanrılara kurban edilirdi. Yani yaşamak için maçı kazanmanız gerekirdi. Yani günümüzdeki tezahüratlardaki gibi yalandan "ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik!" demiyorlardı. Gerçekten ölüyorlardı.
5 Temmuz 2012 Perşembe
Spor
Spor... bazıları için futbol, basketbol, atletizm, tenis vs. yada spor kulübü taraftarlığı, tvde maç yayını, kimisi için de rant, milyon eurolar, şike, başka işiniz gücünüz yok mu? lafı.
Milyonların peşinden koştuğu spor dalları, kıyasıya yarışlar, ezeli rekabetler, tarihe geçen müsabakalar...
İnsanın heyecanlanması için o kadar yönü var ki bu spor denen şeyin. Siz bu kadar heyecanla anlatırken size boş gözlerle bakan önemli bir kalabalık daha var tabi. Sporu zaman kaybı olarak gören, sizin duyduğunuz heyecana "size para mı veriyorlar sanki" lafı ile karşılık veren zekiler... "22 adam bi topun peşinde koşuyor ne anlıyorsunuz şundan" deyip, aynı konuyu onbeş farklı dizide seyredip, hiç sıkılmayan arkadaşlar. On sene önceki bir Avrupa kupasındaki maçı tekrar seyretmemize, "geçmiş bitmiş maç ne önemi var" eleştirisini getirip. Hababam sınıfını 852 kere seyredenler. Ne!? Hababam sınıfı bir başyapıt mı? Şüphesiz.
Ama o 10 sene önceki maç ta benim için başyapıt... Sizde hala bizim gibi herşeye rağmen spora heyecan duyanlardansanız... Haydi SPOROLA!
Milyonların peşinden koştuğu spor dalları, kıyasıya yarışlar, ezeli rekabetler, tarihe geçen müsabakalar...
İnsanın heyecanlanması için o kadar yönü var ki bu spor denen şeyin. Siz bu kadar heyecanla anlatırken size boş gözlerle bakan önemli bir kalabalık daha var tabi. Sporu zaman kaybı olarak gören, sizin duyduğunuz heyecana "size para mı veriyorlar sanki" lafı ile karşılık veren zekiler... "22 adam bi topun peşinde koşuyor ne anlıyorsunuz şundan" deyip, aynı konuyu onbeş farklı dizide seyredip, hiç sıkılmayan arkadaşlar. On sene önceki bir Avrupa kupasındaki maçı tekrar seyretmemize, "geçmiş bitmiş maç ne önemi var" eleştirisini getirip. Hababam sınıfını 852 kere seyredenler. Ne!? Hababam sınıfı bir başyapıt mı? Şüphesiz.
Ama o 10 sene önceki maç ta benim için başyapıt... Sizde hala bizim gibi herşeye rağmen spora heyecan duyanlardansanız... Haydi SPOROLA!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

